pişirdim sevdiğin yemekleri suya koydum sevdiğin çiçekleri evde ne varsa baktım elledim özledim çok özledim kucağımda senin aldığın bebek dinledim hep aynı şarkıyı dinledim mumlar bitti ben yine bekledim özledim çok özledim hep yürüdüğümüz sahildeyim şu küçük tekneyi nasılda severdim resmin buruştu terli elimde onu denize atsam mı yoksa bağrıma bassam mı bilemedim önünden geçtim abonesi olduğumuz kahvenin girip oturmaya cesaret edemedim seni sordu bizim balıkçı gözyaşlarımı tutsam mı yoksa salsam mı bilemedim....
Bozuk paradan kule yapmak, Sigara külünden; aşık olunan kadınlar yaratmak...
Hepten yok, siyah masalara yazmak yemyeşil bakışlarına, hayatın büyüsünü... Bozuk paradan kule yapmak, Evren çökerken üstümüze, durup durup ağaç diplerinde öpüşmek... Güneş patlarken kıyamet günü,
3/4/2007 - Eğilmemiş bir baş gibi duruyorsun bütün kuşkuların içinde....
Yalınlığın ve çıplaklığın ateşten tanımıdır yüzün Sana gökkuşağı diyorum ama onun kadar var değilsin Ağzın var,müthiş korkunçlaşıyoruz karşı karşıya gelirken Şıklar seni topluyor ardımsıra gürültünün elleriyle Yalınlığın ve çıplaklığın ateşten tanımıdır yüzün Leyla değil aradığım,sana sancılarımı söylüyorum dinle Senden önce kanlı öyküler vardı beni delice incelten Bir uçtan diğerine koşuyorum,bulantılarım artıyor Beni yanlış okunmuş bir dizeye benzetiyorsun,kahrolsun Leyla değil aradığım,sana sancılarımı söylüyorum dinle Ellerin beni deli edecek sana ellerinden haber veriyorum üzerimdeki Yasaklanıyorum seni bir gerçek gibi hissedince yanımda yatağımdayken Fahişe değilsin,ustaca sevişiyorsun bunu nasıl yapıyorsun yaşanan Yaratkan kuşlarla geliyorsun bana rahat bırak tarihimi artık Ellerin beni deli edecek sana ellerinden haber veriyorum üzerimdeki Matlaşmayan bir renktesin yağmura adlarından hırçın olanını veriyorsun Senden sıcak bir mevsim istiyorum pörsümüş sesler arasından Boyası dökülmüş sulara vuruldum affet beni ey yaşanan Affet beni ey yaşanan ruhunu ısıt ve yalıtkan kaplara doldur Matlaşmayan bir renktesin yağmura adlarından hırçın olanını veriyorsun Aklımda soğuk gölgelerle dolaşıyorum beni nasıl bilirsen öyle seveceğim Eteklerinden dökülen emer ve güzel çingenelere alıştır beni Akşam sızmaktadır bacaklarının arasından beni yorganınla ört Ağlamıyorum,ağlamaktan kastı çirkin aynalara bakmak değil Aklımda soğuk gölgelerle dolaşıyorum beni nasıl bilirsen öyle seveceğim Taş değil sen toprağın can yakmayan başka bir biçimisin Uzun bir takvimden geliyorsun,koşuyorsun ve soyunuyorsun Bana haberler veriyorsun atların ölümünden kılıçların ışıltısından Ve hiç geri kalmıyorsun çağının hiçbir acısını çekmekten Taş değil sen toprağın can yakmayan başka bir biçimisin Aşkı duyuyorum nasıl olur sen sırtında buz dağlarıyla koşuyorsun Ben yüreğimde zift düğümleri sana bakıyorum sulak tarlalardan Çok işçi yüzlü bir taş koyuluveriyor kasıklarıma,sağımda bir denge bitiyor Sol tarafıma çocuklar saçılıyor,gökyüzünde büyük ülkeler keşfediyorum Aşkı duyuyorum nasıl olur sen sırtında buz dağlarıyla koşuyorsun Meylim var sana ,ben aslında çok eskiden müthiş bir yalancıydım Sana yüreğime dokun diyorum,çelik kanatlar kırk kuşlar bulacaksın Ben yürüdükçe bu şehir seni gömüyor kaldırımlara,kanıma rüzgarlar sığınıyor Ben seninle doğmaya alışmış bir zenci değilim ve olamam ey yaşanan Meylim var sana, ben aslında çok eskiden müthiş bir yalancıydım
30 faktörü değmeyen tenlerin çaresizliğiydi Kötü yanıklar... Ve terkedilmiş bir mevsimin hüznüydü, Zarif sonbahar... Ben güzel hikayeler biriktiriyordum. Şehirler arası yolculuklarda Temize çektiğim. Günlerin boyu uzuyordu Umutlarımsa hep kısa Kötü şarkılar çalıyordu platonik radyo istasyonları. Ayaküstü bakışlar fırlatılıyordu, Dünya'nın şeklinden kaynaklanmayan Bir iklimde. Benimse söyleyecek şeylerim vardı Ki, Zaman en kötü düşman. Sesim sana değmeden kirlendi. Geride sevimli yalanlar, İkiyüzlü sevgiler... Sesim sana değmeden, Şarkı bitti. Anlamı yitti kelimelerin Sen daha iyilerine layık olduğun için Sana değer verdiğim için Sustum...
söyleyecek hikaye kalmadı bende acı dersen, dert dersen boşaltırım heybemi önüne sen istersen mutlu masallar bile uydururum sonu acıyla bitenleri sana hiç anlatmam küçük kız heybemi boşaltırım önüne içinde ne şeker vardır ne de bebek dert vardır, acı vardır omzumda taşıdıkça ağırlaşır. sana güzel söz söylemek isterim dilim bilmez okşamak isterim bunu da nasırlı ellerim bilmez öpeyim derim belki yanakların kirlenir diye... ben sana en iyisi şekerpembesi masallar anlatayım ne dersin küçük kız?
Uzak yollardan geldim Güneş yoktu kimi zaman Işığıyla bana yol gösterecek Taze bir yaprağı okşayacak şefkatle Ben, güneşimi bulmaya geldim. Umutlarımı kaybettim kimi zaman Toprağın öyküsünü dinledim sessizce Başımı dizine yasladığım bir Sevgili gibi tutkuyla Ve bir anne gibi merhametle Sardı beni Ben, Ait olduğum yeri bulmaya geldim. Aç ve susuz kaldım kimi zaman Tüm ırmaklarım kurumuştu Olgun meyvelerine erişemiyordum ağaçların Kalbimdeki sıcaklık Aklımdakiler Ve söylediklerin Kuğunun boynunu incitmeden okşayan İnançtı... Ben, inancımı bulmaya geldim. Ayrıntıların olabilirliği yüzünden Yorgundum kimi zaman Ama anladım ki Yüreğimizdekiler, en büyük ayrıntısıdır Masum çocuk yüzlerini Okşayan bakışlarımızın Ben, seni bulmaya geldim. Ben seni sevmeye geldim.
Yıkıcı bir aşk bu, Yıkıyor milletin ortasına Tutku yükünü. Bölücü bir aşk, Ekmeği suyu bölüyor Günde üç öğün. Hain bir aşk bu, Sizin eve hırsız girer Onunkine polis. Yasadışı bir aşk , Evlenmeyi Hiç mi hiç düşünmüyor. Soyguncu bir aşk bu, En sıradan ezgilerden Sevinçler devşiriyor. Kökü dışarda bir aşk, Dante ile Beatrice'inkine Fena öykünüyor. İşgalci bir aşk bu, Samanlık sevişenin diyor Başka şey demiyor.